Sadık Dost Hz. Ebu Bekir’in Hayatı

Sadık Dost Hz. Ebubekir’in Hayatı

Hz. Ebu Bekir, 571’de Mekke’de dünyaya gelmiş, güzel huylarıyla tanınmıştır. Annesinin adı Ümmü’l-Hayr Selma, babasının adı Ebu Kuhafe Osman’dır.

İslam’dan önce de saygın, dürüst kişilikli, putlara tapmayan, evinde put bulundurmayan ve ticaretle uğraşan Hz. Ebu Bekir, ölümüne kadar Hz. Peygamber’den hiç ayrılmamıştır. Bütün kazancını İslam için harcamış, kendisi ise sade bir şekilde yaşamıştır.

Asıl adı Abdülkabe olup, İslam’dan sonra peygamberimizin ona Abdullah adını verdiği kaydedilir. Hz. Ebu Bekir, Peygamberimize ilk inanan insanlardandı.

Peygamberimizin çok zorlu ve sıkıntılı günlerinde hep onun yanında olmuştu. Peygamberimiz bir gün Mekke’de Allah’a inanmayan ve Peygamberliğini kabul etmeyen insanlara, geceleyin Mescid-i Haram’dan Mcscid-i Aksa’ya gittiğini söylemişti.

İnanmayan insanlar, Peygamberimizle alay etmeye başlamışlardı. Bir gecede, Mekke’den Kudüs’e gitmek ve dönmek o zamanın şartlarında imkansızdı, ama alay edenlerin bilmediği şey, Allah’ın gücünün her şeye yettiğiydi.

Putlara tapanlar hemen Hz. Ebu Bekir’in yanına gitmişler ve onun da bunları duyunca arkadaşına inanmaktan vazgeçeceğini düşünmüşler ve olup biteni alaycı bir tavırla anlatmışlardı.

Hz. Ebu Bekir “Bunları size o mu söyledi?” diye sormuş. “Evet” demişti Allah’a inanmayanlar. “Arkadaşının ne kadar çılgın olduğunu gör işte.” diye de eklemişlerdi.

Bunun üzerine Hz. Ebu Bekir “Eğer bunu O söylediyse doğrudur!” demiş ve inanmayanları büyük bir hayal kırıklığına uğratmıştı.

Peygamberimiz bu olaydan sonra “Sıddık” yani doğrulayan, ünvanını vermişti, sevgili arkadaşına…

Peygamberimizle olan dostlukları çocukluktan başlamıştır. Sık sık buluşur, Allah’ın birliğini, Mekke’de Allah’a ortak koşan, yani başka ilah edinen müşriklerin durumunu ve ticaret ile ilgili konuşurlardı.

İkisi de cahiliye kültürüne yani İslam gelmeden önceki Arapların yaşadıkları hayat tarzına karşıydı. Şiir yazmaz ve şiiri de sevmezlerdi. Bunun yerine düşünmeyi tercih ederlerdi.

Şimdi bu iki dostu daha da yakınlaştıran olayı anlatalım isterseniz Hz. Muhammed’in peygamber olduğu haberi Mekke’de yayılmaya başlamıştı. Bunu duyan Hz. Ebu Bekir, Hira Dağı’ndan dönen peygamberimizle karşılaştığında ona ‘Senin hakkında duyduklarım doğru mu?’ diye sormuş.

Peygamberimiz de onun neler duyduğunu söylemesini istemişti. Bunun üzerine Hz. Ebu Bekir, “Senin Allah’ın bir olduğuna insanları davet ettiğini ve Allah’ın peygamberi olduğunu iddia ettiğini duydum” demişti.

Peygamberimiz ona, kendisinin “Allah’ın elçisi” olduğunu söyleyip “Yaratan Rabbinin adıyla oku”  diye başlayan ayetleri bildirmişti.

“Allah beni müjdeleyici ve korkutucu olarak gönderdi. Beni İbrahim peygamberin yolunda bütün insanlığa peygamber olarak gönderdi” demişti. Hz. Ebu Bekir, arkadaşının dediklerine hemen orada inanmıştı.

Çünkü şimdiye kadar onun yalan söylediğine hiç şahit olmamıştı. “Vallahi senin yalan söylediğine hiç rastlamadım. Peygamberlik senin hakkındır. Çünkü sen emanet edilen şeye sahip çıkarsın. Akrabalarını ziyaret edersin. Ve güzel işler yaparsın.” diyerek peygamberimizin elini tutmuş ve hemen müslüman olmuştu. Hz. Hatice’den sonra peygamberimize ilk iman eden Hz. Ebu Bekir olmuştur.

Peygamberimiz İslam’ı anlatmaya başladığında konuştuğu kişiler ona hemen iman etmemiş ve şüphe ile yaklaşmıştı. Ancak Hz. Ebu Bekir hiçbir şüphe duymadan müslümanlığı kabul etmiştir.

Hz. Ebu Bekir Mekke’de kaldığı dönemde güçlü aileleri İslam’a kazandırmaya çalışmış, öte yandan müşriklerin işkencelerine maruz kalan güçsüzleri koruyarak; malını eziyet edilen köleleri satın alıp onları serbest bırakmakta harcamıştır. Eşi ve ailesinin akrabasının dışında da pek çok kişiyi İslam dinine davet etmiştir.

Hz. Ebu Bekir ile peygamberimizin arkadaşlıkları öylesine güzeldi ki, o zor zamanlarında peygamberimizi hiç yalnız bırakmamıştı. Yüce kitabımız Kur’an’da,  “Onlar mağarada iken, (Allah’ın Elçisi) arkadaşına, “Üzülme Allah bizimle” demişti.” mealindeki ayet, bu arkadaşlığın Allah tarafından da onaylandığını ortaya koyuyordu.

Müslümanlık Arabistan’ın Medine şehrinde de yayılmaya başladığında Medine’li Müslümanlar peygamberimizi kendi şehirlerine davet etmişlerdi.

Mekke’de Müslümanlara yapılan işkence ve eziyetler artınca peygamberimiz onlara izin vermiş ve Müslümanlar Medine’ye göç (hicret) etmeye başlamışlardı.

Ancak Peygamberimiz, kendisine Allah tarafından emir ve izin gelinceye kadar hicret etmemişti. Nihayet beklenen gün gelmiş ve peygamberimiz bu durumu sadık dostu Hz. Ebu Bekir’e haber vermişti.

Hz. Ebu Bekir’in kızı ve peygamberimizin eşi Hz. Aişe bu olayı şöyle anlatmıştın “Resulullah hicret emrini alıp babama gelerek ona beraberce hicret edeceklerini söyleyince babam sevinçten ağlamaya başlamıştı.” işte o “Sıddık” ile o “Emin”, iki arkadaş beraberce Sevr dağındaki mağaraya doğru hareket etmişlerdi.

Sevr mağarasında üç gün kalmışlar, bu esnada Ebu Bekir’in kızı Esma’nın yolda yemeleri için hazırladığı yiyecekleri yemişlerdi.

Onlar Mekke’den ayrılınca müşrikler her tarafa adamlarını yollayarak aramaya başlamışlardı. İz sürerek Sevr Mağarası’na kadar geldiklerinde bir örümceğin mağaranın önüne ağ ördüğünü ve bir güvercinin de yuva yaptığını görmüşlerdi.

Hz. Ebu Bekir korkuya kapılınca Peygamberimiz; “Üzülme, Allah bizimledir.” diyerek arkadaşının korkusunu gidermeye çalışmıştır.

Medine’den önce Küba’ya gelerek orada üç gün kalan peygamberimiz ve Hz. Ebu Bekir, sonunda Medine’ye varmış, böylece Allah’ın dinini güven ve huzur içinde yaşayacakları bir yere ulaşmışlardı.

Hz. Ebu Bekir, hayatının sonuna kadar tüm varlığını İslam’a adamış, peygamberimizle savaşlara katılarak her zaman yanında yer almış, bütün hayırlı işlerde en başta gelmiştir.

Peygamberimizin, “İnsanlardan dost edinseydim, Ebu Bekir’i edinirdim.” Sözleri, onun dostluğunun peygamberimiz için ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.

Peygamberimizin vefat etmesi üzerine Müslümanların ortak kararıyla halife seçilmiştir. Hz. Ebu Bekir “Rasulullah’ın Halifesi” seçildikten sonra Mescid’de yaptığı konuşmada, “Sizin en hayırlınız değilim, ama başınıza geçtim; görevimi hakkıyla yaparsam bana yardım ediniz, yanılırsam doğru yolu gösteriniz; ben Allah ve Rasulü’ne itaat ettiğim müddetçe siz de bana itaat ediniz, ben isyan edersem itaat etmeniz gerekmez…” demiştir.

Halifeliği süresince yalancı peygamberlerle, zekat vermeyenlerle mücadele etmiş, İslam dinini Arap Yarımadası’nın dışına yaymaya çalışmıştır.

Kitabımız Kur’an’ın bugüne kadar gelebilmesini sağlamak için onu tek bir kitap haline getirtmiştir. Halife seçildikten iki yıl sonra da 634 yılında vefat etmiştir. Kabri, kızı Hz. Ayşe’nin evinde ve çok sevdiği arkadaşı peygamberimiz Hz. Muhammed (Sallallahü Aleyhi Vessellem)’in yanındadır.

Hz. Ebu Bekir, Aşere-i Mübeşşereden olup, daha hayatta iken cennetle müjdelenen 10 kişiden biridir.

Hz. Ebubekir’in hayatı burada bitti. Bir sonraki Sahabe hayatında görüşmek üzere…

Yazar: masal-oku.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir