Konuşan Deve Hikayesi

Konuşan Deve Hikayesi

  • Haydi oğlum yat artık, geç oldu. Sabah zor kalkarsın.

Annesi bunu ikinci kez söylemişti Sezer’e.

Elindeki kitabı bıraktı, masasından kalkıp yatanına uzandı.

Aklı elinden düşüremediği kitabındaydı. En yakın arkadaşı Mustafa, doğum gününde hediye etmişti bu kitabı. “Sevgili Peygamberimiz” serisinin ilkiydi ve Hz. Peygamber’in çocukluğunu anlatıyordu.

Mekke’de doğmuş, öksüz ve yetim büyümüş, çok güvenilirmiş…

Hz. Peygamber için söylenen her şey onu çok etkilemişti. Kendini o günlerde, Peygamberimizin yaşadığı şehirde hayal etmeye başladı. Bu arada etrafından gelen seslerle irkildi. Aaa, o da ne?  Şu deve konuşuyor galiba..

  • Hey bulut kardeş, uyan artık veda zamanı geldi. Hazırlıklar tamamlandı, birkaç ay yokum buralarda.
  • Ooo, neredeyse öğlen olmuş, güneş ne kadar da yükselmiş. Beni neden uyandırmadın sayın güneş?
  • Yanından geçerken seslendim ama öyle derin uyuyordun ki…
  • Hep şu kervanın yüzünden… Günlerdir hazırlık yapıyorlar, bütün gece de oradan oraya koşturup durdular, gürültülerinden uyuyamadım.

Bulut bunları söylerken hala esniyordu. Deve ona hak vermişti:

  • Ah bulut kardeş… Bu insanların telaşı bizi de yoruyor. Fakat görevimiz onlara hizmet olunca sesimizi çıkaramıyoruz.

Güneş hepsinden daha tecrübeliydi:

  • Eee! Burası Mekke, misafiri, yolcusu hiç bitmez, Yılın her günü başka bir kabile gelir. Kabe’deki putları ziyaret etmek içi. Ama bu seferki bir kervan Şam’a gideceklermiş. Kureyş’in adeti böyle. Kışın Yemen’e, yazın Suriye tarafına götürürler satacak malları.

Bulut aşağıdaki kalabalığa şaşkınlıkla bakarak:

  • Daha önce hiç bu kadar büyüğünü görmemiştim. Baksana ne kadar çok deve var. Hepsinin de sırtı yüklü, dedi ve sözlerine devam etti:
  • Şu köpeklere bak, kervandakilerin heyecanı sanki onlara da yansımış oradan oraya koşup duruyorlar. Deve kardeş yüklenen eşyaların üzerine oturmuş sessiz sakin bekleyen şu çocuk da kim? Herhalde babasını yolcu etmek için geldi.

Deve uzun boynunu bulutun işaret ettiği yöne çevirince çocuğu gördü:

– Yok, o bir yetim. Adı Muhammed. Babası o daha doğmadan öldü. Annesini ve dedesini de kaybedince amcası Ebu Talib’in yanında yaşamaya başladı. Amcası ona o kadar düşkün ki yolculuğa çıkarken onu da götürüyor yanında.

Bulut:

  • Dokuz on yaşlarında herhalde. Nasıl dayanır bir kervan yolculuğuna?

Deve:

  • Çok akıllı ve sağlıklı bir çocuk. Herkes onu çok seviyor. Kimseye bir zararı yok. Ben taşırım onu sırtımda.

Sezer bu tatlı sohbete kendisini öylesine kaptırmıştı ki annesinin sesini duymuyordu:

  • Oğlum ışık açık uyuyakalmışsın, haydi yatağına gir de üzerini örteyim

Sezer üzgün bir şekilde gördüğünün sadece bir rüya olduğunu anlamıştı, hiç konuşmadan gözlerini kapattı. Belki rüyanın devamını görebilirdi böylece.

İstediği olmadı, ancak okula giderken bile gördüğü rüyanın etkisinden kurtulamamıştı.

Yolda rüyasını anlatmaya karar verdi. Annesi onu ilgiyle dinledi.

  • Canım yavrum okudukların nasıl da rüyana girmiş, diyerek Sezer’in başını okşadı. Ve anlatmaya başladı.
  • Evet, Peygamberimizin soyu olan Kureyş kabilesi, Kabe’nin yakınında yaşıyordu. Onun bakımını da üstlenmişlerdi. Allah’ın evine gelen misafirlerle ilgilenir, onlara yardımcı olurlardı. Bu sayede zengin de oldular. Üstelik diğer insanların can güvenliği olmadığı için çıkamadıkları ticaret yolculuklarına sırf Kabe’nin hatırına çıkabilirlerdi. Kimse onlara dokunmazdı.

Allah Hz. Muhammed’i insanlığa “Yalnız Allah’a kulluk etsinler, putlara tapmasınlar.” diye uyarıcı olarak gönderince en çok onlar karşı çıktı, inanmadılar, hakaret ettiler. “Yalancısın, şairsin, uyduruyorsun’.” dediler.

Oysa Peygamberimize gelen ayetler onlar hayatta iken indi. Kabilesi, Peygamberimizin ne kadar güvenilir olduğunu bilirlerdi. Ona “Emin” lakabını kendileri takmışlardı. Ama Sevgili Peygamberimize en çok eziyeti Kureyş kabilesinden bazı kişiler yaptı. Halbuki Allah onlara özel haberler göndermişti

“Kureyş’i ısındırıp alıştırdığı;, onları kışın (Yemen’e) ve yazın (Şam’a) yaptıkları yolculuğa ısındırıp alıştırdığı için, Kureyş de, kendilerini besleyip açlıklarını gideren ve onları korkudan emin kılan bu evin (Kabe’nin) Rabbine kulluk etsin.” (Kureyş Süresi 1-4 Ayetler)

Sezer annesinin okuduğu bu ayetleri daha önce Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersin’de duymuştu. Öğretmenleri her hafta bir namaz süresini ezberlemelerini istiyor, o hafta hangi süre ezberlenecekse hep birlikte önce anlamını okuyorlardı.

Bu hafta sıra Kafirun süresinde olduğuna göre iki hafta önce Kureyş süresini okumuş olmalılardı. Biraz düşündü, sürelerin sırasından emin olamadı. Yolun ortasında durmuş, “Fil, Maum, Kureyş…” diye saymaya başlamıştı ki yaşlı bir amcanın uyarısıyla kendine geldi

  • Yavrucuğum kenara çekilir misin?

Sezer sağına soluna bakındı, hemen amcaya yol verdi. Ama sürelerin sırası karışmıştı bir kere.

  • Hangisi doğru anne, Fil, Kevser, Maun diye sayarsam geçen hafta Kureyş suresini ezberlemiş olmalıyım. Ama geçen hafta biz Kevser süresini ezberledik.

Annesi onun bu haline çok güldü, Sezer’in meraklı hali hoşuna gidiyordu.

  • Bu sorunu cevaplamayacağım tatlım, akşam eve dönünce birlikte Kur’an’ı açıp bakarız. Böylece ezberlediğin süreleri tekrar etmiş olursun. Şimdi hızlan biraz, bu çalan der ziliniz.
  • Tamam anne, dedi. Sezer ve okulun bahçe kapısından hızlıca içeri girdi. Şimdi tek düşüncesi öğretmenden önce sınıfa girmekti.

Dini hikayeler ve masallar serimizden olan  Konuşan Deve hikayemiz burada bitti. Bir sonraki hikayemizde görüşmek üzere…

Kaynak: “Kur’an Bana Ne Diyor? Oku Diyor” Kitabı

Yazar: masal-oku.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir