Keloğlan ve Sihirli Tas

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel Zaman içinde Kalbur saman içinde. Allah’ın kulu çokmuş. Bizim Keloğlan Annesi ile birlikte yaşarmış. Annesi Keloğlanı Kel oğlum, Keltoş oğlu, Keleş oğlum diyerek severmiş. Keloğlan bir gün annesine:

-”Anam eğer iznin var ise ben oltamı da alıp gidip balık tutayım. Sonrada onları pişirir yeriz. Karnımızı da doyururuz.” demiş.

Annesinden izin alarak ırmağın kenarına giden Keloğlan oltasını ırmağa atmış ve Balıkları beklemeye başlamış.

Keloğlan oltasını ırmağa atalı çok olmuş ama hala balık tutamamış. Öğleye doğru pulları gümüş gibi, gözleri cam gibi, güzel mi güzel kocam bir balık tutmuş. Keloğlan balığın pullarını temizlemiş. Balığın içini temizlemek için karnını yardığında Balığın karnında kocaman bir tas görmüş. Çok şaşırmış. Bu tasda balığın karnında ne geziyor diye aklından geçirmiş. Sonra ise . Balığı da tası da anama götürürüm. Balığı pişiriri yeriz. Tası da anam mutfakta kullanır diye düşünmüş.

Balığı yıkamak için tası su doldurmuş. Balığı yıkamak için tasın içindeki suyu dökünce inanılmaz bir şey olmuş tastan boşalttığı sular bir anda altın oluyor yere akıyormuş.

Keloğlan bu duruma çok şaşırmış. Bu durumu bir kaç kere denemiş. Her defasında tastan altın akıyormuş.

Keloğlan:

-” Bu bir sihirli tas galiba. Bu durumu hemen anama haber vereyim.” demiş ve evlerinin yolunu tutmuş. Koşa koşa bir çırpıda evlerine gelmiş. Durumu annesine anlatmış.

Annesi ile Keloğlan tasa küpler dolu su doldurup boşaltmışlar. Suyu boşalan küplere de altınları koymuşlar. Evlerinin içi altınlarla dolmuş. O kadar altınları olmuş ki Ülke padişahı bile Keloğlan ve anasının zenginliği yanında fakir sayılırmış…

Keloğlan, günler sonra büyük bir saray yaptırıp oraya taşınmış. Kendisine hizmetçiler tutmuş. Sevdiği ve istediği her şeyi alıyor, en güzel yemekleri yiyormuş. Sonunda altınlarının çokluğu onu şımartmaya başlamış. Gereksiz masraflara, lüzumsuz harcamalara girişmiş.

Keloğlanın Anası:

-“Oğlum bu işin sonu kötü olabilir” diye öğüt vermeye çalışıyormuş ama Keloğlan dinlemiyormuş.

Keloğlan:

-“Ana, Sihirli tas elimde, ne istersem yapabilirim…” diyormuş. Keloğlan’ın böyle kendini beğenmesi, şımarması ve hırsa kapılması, insanların ona duyduğu sevgiyi azaltmış.

Herkes “Eski hali bundan daha iyiydi. Gözünü hırs bürüdü Keloğlan’ın” demeye başlamış.

Keloğlan bir gün daha çok altın elde etmek için, sihirli tasını eline alıp ırmağın kenarına gelmiş.

-“Suyu tükenecek değil ya, bir saray da buraya yaptırayım.” demiş. Gurur ve kibirle tasını suya daldırmış. Kıyıda biriken altınlar hırsını artırıyormuş. Daha hızlı daha hızlı daldırmaya başlamış tası. Artık altınlardan başka bir şey düşünmüyormuş.

Birden tas elinden kayıp suya düşmüş. Keloğlan onu tutmak için eğilince kendisi de ırmağa yuvarlanmış. Yüzme bilmediği için hızla akan ırmakta neredeyse boğulacakmış. Bin bir güçlükle kenara çıkmış. Kendisi suda çırpınıp dururken,biriktirdiği altınları da hırsızlar çalıp götürmüşler. Artık tası bulmanın da imkanı kalmadığından ağlaya ağlaya annesinin yanına dönmüş. Başına gelenleri anlatmış.

Yaşlı Annesi:

– “Üzülme yavrum, demiş. Hay’dan gelen Hû’ya gider. Zaten, sen o tası alnının teri, elinin emeği ile kazanmamıştın. Üstelik zenginlik seni iyice şımartmıştı. Böylesi daha iyi oldu. Hiç olmazsa kendini başkalarından üstün görme hastalığından kurtulursun.”

Keloğlan bu sözlerle teselli bulmuş. Anasına hak vermiş. O günden sonra da Sihirli Tası bir daha hiç anmamış. 

Keloğlan ve Sihirli Tas Masalı burada bitti. Bir sonraki masalımızda görüşmek üzere…

 

Yazar: masal-oku.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir