Keloğlan ve Kuyudaki Cin

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, küçük bir köyde yaşayan Keloğlan adında bir genç adam varmış.

Keloğlan, bir gün uzak bir ülkede padişah olan amcasını ziyarete gitmek istemiş. Yol azığını hazırlayıp düşmüş yollara. Az gitmiş, uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş. Yolda giderken arılar topluluğuna rastlamış bakmış ki onların kovanı dağılmak üzere onların kovanının düzeltmiş. Arı kovanının parçalanıp dağılmasını önlemiş. Arıların kralı gelmiş ve Keloğlana onun anlayacağı şekilde;

  • Ey Keloğlan sen bizim için çok büyük bir iyilik yaptın. Al şu arı kanadını başın sıkışınca salla biz hemen senin yanına geliriz, demiş.

Ve oradan uzaklaşmış.

Keloğlan bir müddet daha gitmiş bu sefer bir karınca topluluğa rastlamış. Bakmış ki karınca yuvasının bulunduğu yere doğru bir su birikintisi akmak üzere hemen koşmuş suyun önüne toprak ile set yaparak suyun karınca yuvasına gitmesini önlemiş. Bu gören karıncaların kralı Keloğlan’ın karşısına çıkarak:

  • Ey Keloğlan Sen bizim canımızı, çocuklarımızı, evimizi kurtardın. Al şu karınca kanadını başın şıkışınca bunu salla biz hemen yanına geliriz, demiş.

Ve oradan uzaklaşmış.

Keloğlan bir müddet daha gitmiş. Bu seferde bir güvercin topluluğuna rastlamış bakmış ki, bir yılan güvercin yuvalarına dadanmış, yavruları ve yumurtaları yiyor. Bütün güvercinler bir telaş ile bağırıp çağırıyor. Keloğlan hemen eline bir taş alarak yılanın kafasına doğru atmış ve yılanı öldürmüş. Güvercinler kıralı Keloğlan’ın yanına gelmiş:

  • Ey Keloğlan sen bizi çok büyük bir beladan kurtardın. Al şu güvercin kanadı başın sıkışınca salla. Biz hemen senin yardımına geliriz, demiş ve oda uzaklaşmış.

Keloğlan, bu sihirli üç kanadı mendilinin arasına koymuş ve yoluna devam etmiş.

Kendini, ucu bucağı görünmeyen bir çölün ortasında bulmuş. Çok susamış. Susuzluktan dili damağı kurumuş. Ne yapacağını bilemeden yürümeye devam etmiş. Karşısına bir kuyu çıkmış. Keloğlan, buna çok sevinmiş.

Kuyunun yanına geldiğinde çevrede kimseler görünmüyormuş. Keloğlan, eğilip kuyudan aşağıya bakmış. Su kuyunun dibindeymiş. Etrafta ne ip ne de bir kova varmış. Keloğlan, kuyunun başında düşünürken aklına belindeki kuşağı gelmiş. Kuşağını çıkarıp kuyunun içine sarkıtmış. Kuşağının diğer ucunu da sağlam bir yere bağlamış. Kuşaktan tutunarak kuyunun içine inmiş.

Kuyunun içindeki su çamur rengindeymiş, içilecek bur durumda değilmiş. Keloğlan çok susadığı için çaresiz sudan içmeye başlamış. Sonra kuyunun içinde bir gürültü kopmuş.

Kocaman, dev gibi bir yaratık ortaya çıkmış. Bu, kuyunun ciniymiş.

Kuyunun Cini:

  • Suyun tadı nasıl, diye sormuş.

Keloğlan da:

  • Çok tatlı ve soğuk, demiş.

Kuyunun Cini:

  • Bu kuyuya inenlerden ilk defa sen suyun tadını beğendin. Bu yüzden seni ödüllendireceğim, demiş.

Kuşağının altından bir kese çıkarmış, kesenin ağzını açıp Keloğlan’a üç tane yakut taşı vermiş:

  •  Eğer başın sıkışırsa bu kuyuya in! Yakutlardan birini suya at. Ben çıkar gelirim, sana yardım ederim, demiş.

Kuyunun cini bunları söyledikten sonra ortadan kaybolmuş. Keloğlan, kuyudan çıkar çıkmaz durup eğlenmemiş. Daha yolunun uzun olduğunu biliyormuş. Güle oynaya yoluna devam etmiş. Sonunda amcasının padişah olduğu ülkeye gelmiş  ulaşmış. Saraya gitmiş. Sarayın bahçıvanı Keloğlan’ı tanımış ve amcasının veziri tarafından zindana atıldığını, vezirin ise tahta çıkıp padişah olduğunu ve ülkeyi kafasına estiğini gibi yönettiğini söylemiş. Keloğlan bir müddet bahçıvanın yanında yardımcısı olarak çalışmaya karar vermiş.

Günler günleri kovalamış, yalancı padişahın başında yaralar çıkmış. Bunun için başını tıraş ettirmek istemiş. Ülkede yaşayan berberlerden hiçbiri, padişahı tıraş etmeye yanaşmamış. Çünkü padişah kendisini traş ederken yarasını kanatanları zindana atıyormuş. Sarayda Keloğlan’ı kıskananlar padişaha, onun çok iyi bir berber olduğunu söylemişler.

Padişah, Keloğlan’ı hemen huzura çağırmış ve başında çıkan yaraları göstermiş:

  • Duydum ki çok iyi berbermişsin! Günlerdir sarayımda keyif çatıyorsun, şimdi bana yardım edeceksin, demiş.

Keloğlan:

  • Emredin padişahım, demiş.

Padişah:

  • Başımı tıraş edeceksin,demiş.

Keloğlan bir hafta zaman istemiş. “Bu iş öyle aceleye gelecek bir iş değil. Önce yaraları iyileştirmem gerekiyor.” demiş.

Sarayda bütün gözler padişahtaymış, herkes merakla onun kararını bekliyormuş. Padişah düşündükten sonra teklifi kabul etmiş, Keloğlan’a izin vermiş:

  • Fakat yanına da on adam vereceğim, demiş.

Keloğlan, on adamla birlikte yola koyulmuş, kuyuya varmışlar. Keloğlan kuyunun içine ip sarkıtmış, sonra ipe tutunarak aşağı inmiş. Yakutlardan birini suyun içine atmış. Kuyunun cini ortaya çıkmış. Keloğlan, olup biteni ona anlatmış, ondan yardım istemiş.

Kuyunun cini kuşağından bir şişe çıkarmış:

  • Bu iş kolay! Al şu şişeyi! İçindeki ilaçtır. Bunu götür, padişahın başına dök. Sonra kolaylıkla padişahın başını tıraş edebilirsin, demiş.

Kuyunun cini bunları söyledikten sonra ortadan kaybolmuş. Keloğlan, kuyudan çıkınca padişahın adamları buna şaşırmış. Kuyudan sağ çıkmasını beklemiyorlarmış. Birlikte padişahın yanına dönmüşler. Keloğlan, şişeyi çıkarıp tıraş takımlarının yanına koymuş.

Padişah:

  • Haydi bakalım, Keloğlan! Bir haftadır seni bekliyorum. Göster hünerini, demiş.

Keloğlan:

  • Hayhay padişahım, demiş.

Keloğlan, şişeyi eline almış, içindeki ilacı padişahın başına dökmüş. Eliyle padişahın kafasını ovalamış, sonra da usturayı alıp saçlarını kazımış.

Keloğlan:

  • İşte oldu padişahım, demiş.

Padişah, ilk önce inanamamış:

  • Hani göreyim, demiş.

Ayna getirmişler; padişah, başına bakmış. Ne yara nede bir iz varmış. Buna çok sevinmiş, bu dertten kurtardığı için Keloğlan’ı ödüllendirmiş.

Yine günler günleri kovalamış, ülkede susuzluk baş göstermiş.Saraydaki Keloğlan’ı çekemeyenler yine ortaya çıkmış. Padişaha, Keloğlan’ın büyücü olduğunu yalanını söylemişler. Padişah çaresiz, garip çocuğu yanına çağırmış. Susuzluktan ülkeyi kurtarmasını istemiş.

Keloğlan, düşünmüş taşınmış, padişahtan yine bir hafta zaman istemiş. On adamla birlikte kuyuya gitmişler. Keloğlan kuyuya bir ip sarkıtmış. İpin ucundan tutunarak kuyuya inince yakutlardan birini suya atmış. Kuyunun cini ortaya çıkmış. Keloğlan, başına gelenleri anlatmış, ondan yardım istemiş.

Kuyunun Cini:

  • Keloğlan, sen şimdi geri dön! Ben bütün su kanallarını temizleyeceğim, çatlakları sıvayacağım. Daha sen ülkene varmadan çeşmelerden sular akacak. Bunu böyle bil, demiş.

Kuyunun cini bunları söyledikten sonra ortadan kaybolmuş. Keloğlan, kuyudan çıkmış. Padişahın adamları merakla onu bekliyorlarmış.

Keloğlan:

  • Haydi arkadaşlar gidelim, demiş.

Ülkeye vardıklarında gerçekten de çeşmelerin suyu akmaya başlamış, havuzlar suyla dolmuş. Keloğlan, bunun karşılığında padişahtan kızını ona vermesini istemiş. Padişah, Keloğlan’a üç şart koşmuş:

  • Bunları yaparsan kızımı sana veririm, demiş.

Padişahın birinci şartı çok zormuş. Bir oda dolusu pirinci buğdayla karıştırmış. Bunları üç gün içinde ayırmasını istemiş.

Padişah gidince Keloğlan, oturmuş, düşünmeye başlamış. Sonra aklına karıncalar gelmiş. Karınca kanadını çıkarıp sallamaya başlamış. Karıncalar kralı ve diğer karıncalar Keloğlan’ın yanına gelmiş. Keloğlan durumu Karıncalar kralına anlatmış. Karıncalar Kralı:

  • Sen rahat ol Keloğlan! Evvel Allah biz bunu bir günde hallederiz, demiş.

Karıncalar gelmiş, pirinçleri buğdaydan ayırmaya başlamışlar.

Padişah, üç gün sonra gelmiş, Keloğlan’a bakmış. Pirinçlerin buğdaydan ayrıldığını görmüş ve çok şaşırmış.

Padişah:

  • Tamam, demiş.

İkinci şartını söylemiş. Küpleri göstermiş. Küplerin ağızları çok darmış. Bal peteklerini kırmadan, bu küplerin içine sokması gerekiyormuş.

Padişah gittikten sonra Keloğlan, arı kanadını çıkarıp sallamaya başlamış. Arılar kralı gelince Keloğlan durumu Arılar kralına anlatmış. Arılar kralı:

  • Sen hiç merak etme Keloğlan bu bizim için çok basit bir iştir. Sen rahat ol, demiş.Arılar bal peteklerini kırmadan küplere doldurmuşlar.

Padişah, üç gün sonra gelip küplere bakmış. Bal peteklerinin hepsi de kırılmadan küplerin içindeymiş. Padişah üçüncü şartını açıklayınca Keloğlan, çok korkmuş. Çünkü Padişah Keloğlanın kafasının kesilmesini ama daha sonra birleşmesini istiyormuş. Böyle bir şeyin olması imkansızmış. Ama Keloğlan’ın aklına Güvercin kanadı gelmiş onu sallamış ve güvercinler kralı gelmiş. Keloğlan, Güvercin Kralına olup biteni anlatmış. Güvercin Kralı:

  • Sen merak etme Keloğlan senin başın filan kesilmeyecek sadece o işlem yapılacağı sırada biz güvercinler bir perde ile işin yapılacağı yere geleceğiz ve perdenin arkasından sanki kafan kesilmiş gibi bir hareket yaparız herkes senin kafanın kesildiğini zanneder sonra biz perdeyi kaldırırız sonra sende onların karşısında sapasağlam olunca bu iş gerçekleşmiş olur, dedi.

Keloğlan’ı halkın ortasında, yüksekçe bir yere çıkarmışlar. Cellat, Keloğlan’ı bekliyormuş. Keloğlan, güvercin kanadını sallamış, güvercinler ortaya çıkmış. Halk görmesin diye kanat çırparak insanların gözlerine bir perde çekmişler. Bu perde herkesin gözlerine kamaştırmış. Keloğlan’ın başını bir tarafta, gövdesini bir tarafta göstermiş. Sonra güvercinler perdeyi kaldırmışlar. Perde kalkınca herkes Keloğlan’ın sapasağlam olduğunu görmüş.

Padişah buna çok şaşırmış ve kızını Keloğlan’a vermekten vazgeçmiş.

Keloğlan suratını asmış, kara kara düşünmeye başlamış.

Halk, bu haksızlığa artık dayanamamış. Herkes, Keloğlan’ın haklı olduğunu söylemiş. Bununla da yetinmeyip padişahı tahtından indirmişler. Onu başka bir ülkeye sürmüşler. Keloğlan’ın yaşlı amcasını zindandan çıkarıp yeniden padişah yapmışlar. Keloğlan ile padişahın kızı Ay Kız’a da kırk gün kırk gece düğün yapmışlar.

Yaşlı amcası:

  • Gördüğün gibi kimsenin yaptığı yanına kalmaz! Sen, sen ol Keloğlan, doğruluktan ayrılma! Sözünde dur, hep iyilikler yap, demiş.

Keloğlan ile Ay Kız, mutlu bir hayat sürmeye başlamışlar. Onlar Ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine.

Keloğlan ve Kuyunun Cini Masalı burada bitti. Bir sonraki masalımızda görüşmek üzere…

 

Yazar: masal-oku.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir