İmamı Azam Ebu Hanife’nin Babası ve Bir Elma Kıssası

Sıcak bir yaz günüydü. Sabit adında bir genç, ırmak kenarında dinleniyordu. Hem acıkmış hem de susamıştı. Derken suyun akışına kapılmış giden kıpkırmızı bir elma gördü.

Uzanıp elmayı sudan çıkardı. Besmele çekti.(Bismillahirrahmanirrahim) Büyük bir iştah ile ısırdı. Tam o anda, “Eyvah!” dedi. “Bu elma benim değil ki! Ben bu elmayı nasıl yerim?! Hemen sahibini bulup hakkını helal etmesini istemeliyim.”

Elma, ırmak kenarındaki bir meyve bahçesinden düşmüş olmalıydı. Sabit, elmanın sahibini bulmak için ırmak boyunca yürüdü. Uzun süre sonra bir elma bahçesi gördü. Bahçenin içinde küçük bir ev vardı. Eve gidip kapıyı çaldı. Ak sakallı, nur yüzlü bir ihtiyar kapıyı açtı.

Sabit,

  • Bu evin ve bahçenin sahibi siz misiniz, diye sordu.

İhtiyar,

  • Evet, dedi. Buyur evladım.

Sabit anlatmaya başladı:

  • Efendim , ırmak kenarında dinleniyordum. Irmağa düşmüş bir elma gördüm. Canım çekti. Sudan alıp elmayı ısırdım. O anda sahibinden izinsiz bu elmayı yemenin doğru olmadığını düşündüm. Fakat bir yudum elma suyu yutmuştum bile! Sanırım bu elma sizin bahçenizin. Sizden helallik istemek için buraya geldim. Lütfen hakkınızı bana helal edin…

Bahçe sahibi akıllı bir ihtiyardı. Genç adamın böyle düşünmesine çok sevinmişti. İçinden “Maşallah; helal ve harama dikkat eden bir genç.” diye geçirdi. Onu denemek için,

  • Delikanlı, hakkımı öyle kolay kolay helal etmem, dedi. Bir şartım var. Eğer kabul edersen ancak o zaman olur.

Sabit,

  • Şartınız nedir efendim, diye sordu.

Bahçe Sahibi İhtiyar Adam,

  • Bahçemde üç yıl ücretsiz çalışacaksın, dedi.

Sabit, yaşlı adama hakkını helal ettirebilmek için,

  • Tamam, dedi.

Aradan üç yıl geçti. Sabit bu süre içinde yaşlı adamın bahçesinde karın tokluğuna çalıştı. Üç yılın sonunda bahçenin sahibinden evine gitmek için izin istedi ve tekrar helallik diledi.

İhtiyar Adam,

  • Hele dur bakalım. Hakkımı öyle kolay helal etmem. Bir şartım daha var. Onu da yerine getirirsen ancak o zaman hakkım sana helaldir, dedi ve ekledi:
  • Benim elleri tutmaz, ayağı yürümez, gözleri görmez, kulağı da duymaz bir kızım var. Eğer onunla evlenmeyi kabul edersen, hakkım sana helal olsun.

Sabit, yaşlı adamın bu isteğini de kabul etti. Sade bir düğün yapıldı. Ancak Sabit evlendiği kızı görünce gözlerine inanamadı! Çünkü kız hiç de babasının tarif ettiği gibi biri değildi! Elleri tutuyordu, Ayakları sapasağlamdı, Gözleri görüyordu, Kulakları da gayet iyi duyuyordu. Güzel ve sevimli bir kızcağızdı.

Sabit hemen kızın yanından ayrılıp babasına gitti. Bunun nasıl olduğunu sordu.

İhtiyar Adam,

  • Evladım Sabit, sen çok iyi birisin, dedi. Başkasının malını izinsiz almaman, haram lokma yememen çok hoşuma gitti. Seni sevdiğim için kızımla evlenmeni istedim. Kızıma gelince… Sana kızımın elleri tutmaz dedim, çünkü o başkasının eşyasını izinsiz almaz. Ayakları yürümez dedim, çünkü kötü yerlere gitmez. Gözleri görmez dedim, çünkü harama bakmaz. Kulakları duymaz dedim, çünkü iyi olmayan şeyleri dinlemez. Siz birbirinize uygun bir çiftsiniz.

Aradan seneler geçti. Bu çiftin nur topu gibi bir çocukları dünyaya geldi. Ona Numan adını verdiler. Yıllar sonra Numan adındaki bu çocuk da büyüdü. Çok bilgili ve alim bir zat oldu. Herkes onu İmam-ı Azam Ebu Hanife olarak tanıdı ve bir çok öğrenci yetiştirdi.  

Yazar: masal-oku.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir