Hayber Fatihi Hz. Ali

Hayber kalesinin kuşatması devam ederken Peygamberimiz (S.A.V.) bir gün “ Yarın sancağı öyle birisine vereceğim ki, Allah ve Rasulü onu çok sever, o da Allah ve Rasulünü sever. Allah onun eliyle bu fethi gerçekleştirecektir.” buyurdular. Sahabeleri büyük bir heyecan sardı. Herkes onun kendileri olmasını arzu ve temenni ediyor ve Allah’a dua ediyorlardı. Hz. Ömer (R.A.) “Kumandanlığı o günkü kadar asla arzu etmemiştim.” demektedir.

Sahabeler sabaha kadar Allah’a dua ettiler ve sancağın kendilerine verilmesini heyecanla beklediler. Sabah namazı Peygamberimiz (S.A.V.) namazı kıldırarak ashabına döndü. Tesbihattan sonra “Ali nerede?” diye sordu. Hz. Ali (R.A.) gözlerinden rahatsızdı ve bu nedenle cemaate iştirak edememişti. “ Ya Resulallah, onun gözleri ağrıdığı için burada bulunamadı” dediler. Peygamberimiz (S.A.V.) “Çağırın gelsin!” buyurdular.

Hz. Ali (R.A.) gerçekten gözleri şişmiş ve kan çanağına dönmüş bir halde geldi ve peygamberimizin (S.A.V.) önüne diz çökerek oturdu. Peygamberimiz (S.A.V.) tükürüğünü mübarek parmağıyla Hz. Ali’nin gözlerine sürdü ve dua etti. Anında  gözlerinin ağrısı gitti ve kızarıklık kayboldu.

Ayrıca kendisine “Ya Rabbi onu sıcağın, soğuğun ve açlığın sıkıntısından kurtar” diye dua buyurmuşlardı. Bu nedenle Hz. Ali ne açlıktan ve ne de soğuk ve sıcaktan etkilenmezdi. Bir gün yer üç gün yemek yemezse asla açlık hissetmezdi.

Peygamberimiz ak sancağı Hz. Ali’ye teslim etti ve dua ederek askerlerin başına tayin etti. Zülfikarı bizzat beline taktı ve “Allah sana fethi nasip edene kadar savaş ve asla geri dönme!” ferman etti. Sonra da Hayber’in fethi için gönderdi. Hz Ali (R.A.) sordu:

  • Ya Resulallah! Ben onlardan ne isteyeceğim?

Peygamberimiz (S.A.V.):

  • Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın kulu ve elçisi olduğuna inanmalarını iste. Onlar dilleriyle bini yaptıkları takdirde canlarını ve mallarını benden kurtarmış olurlar. Kalplerinin hesabını ise Allah görür, buyurdular.

Hz. Ali (R.A.):

  • Ya Resulallah! Onlar müslüman olduklarını söyleyinceye kadar ben de onlarla çarpışacağım, dedi.

Peygamberimiz (S.A.V.):

  • Onların kalelerinin yanına vardığın zaman vakarla ilerle! Sonra onları islama davet et. Kabul ederlerse mükellef oldukları şeyler söyle. Vallahi senin vasıtanla bir tek kişinin hidayete ermesi senin için birçok kızıl develere sahip olup onları sadaka vermenden daha hayırlıdır, buyurdular.

Hz. Ali (R.A.), peygamberimizin talimatı üzerine sancağı Natat Kalesi önüne dikerek savaş vaziyeti aldı. Kaleye yaklaştı ve onları Allah’ın dinine çağırdı. İman ettikleri takdirde can ve mallarının güven içinde olacağını söyledi. Ancak Yahudiler inat ederek bu teklife olumsuz cevap verdiler ve çarpışmak üzere kalelerinden çıktılar. Yapılan çetin mücadelede birçok Yahudi öldürüldü. Ölenlerin arasında Yahudilerin kahramanlarından Merhab’ın kardeşi de bulunuyordu.

Merhab intikam duygusu ile kaleden çıkarak meydana çıktı. Üzerinde iki kat zırh ve başında iki kat miğfer giyinmiş ve beline de iki adet de kılıç kuşanmıştı. Zaten iki metre boyu ile heybetli biri olan Merhab daha da heybetli görünüyordu. Atını Müslümanlardan tarafa sürerek “Ben karşıma çıkan kükremiş aslanları bile bir kılıç darbesi ile ikiye biçen, mızrağımla takıp havaya atan adamım. Kim benim karşıma çıkmaya cesaret edebilir?” diye meydan okumaya başladı.

Cesaret kahramanı Hz. Ali (ra) peygamberimize Keykavus’un hediye olarak gönderdiği atı Düldül’e binmiş olduğu halde meydana çıktı. Bir müddet birbirlerine mukabele edemediler. Hz. Ali (ra) onu imana davet ettiyse de küstahlık yaparak üzerine hamle etti. Bunun üzerine Hz. Ali (ra) Allah’ın ismini anarak bir kılıç darbesi vurdu. Allah’ın yardımı ve iradesi ile kılıca mukabil tuttuğu kalkanı, miğferi keserek başından gövdesine kadar ikiye ayırdı. Atından aşağıya yuvarlanan Merhab’ı gören diğer askerler büyük bir paniğe kapılarak kaçıp kaleye sığındılar ve kale kapısını da arkadan kuvvetli bir şekilde sürgülediler. Manzarayı gören Müslümanlar ise sevinçlerini tekbir getirerek ifade ettiler. Peygamberimiz (sav) de “Artık sevininiz! Hayber’in fethi artık kolaylaştı” buyurdular.

Müslümanlar bu defa kaleye hücum ettiler. Hz. Ali (ra) ordusunun başında kale kapısına kadar ilerledi. Bir ara elindeki kalkanı bırakarak Allah’ın adını anıp aşkla ve şevkle “Ya Rab bu fethi bana müyesser kıl!” diye dua edip “Bismillah!” diye kale kapısındaki halkaya yapışarak var gücüyle çekince kale kapısı koparak eline geldi. Kapıyı kaldırıp kenara fırlattı ve hemen arkasındaki mücahitlerle kalenin içine daldılar. Bunu gören İslam ordusu da peşlerinden geldi ve kaleyi ele geçirdiler.

Hz. Ali’nin koparmış olduğu kale kapısını yerden kaldırmak için on kişi yerden kaldırmaya muvaffak olamadılar. Bir rivayette “kırk kişi yerden kaldıramadı” denilmiştir.

 

  

Yazar: masal-oku.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir