Halil İbrahim Bereketi

           Çok eski zamanlarda Halil ve İbrahim adında iki vardı. Büyük kardeş Halil evliydi. İbrahim ise bekardı. Çiftçilik yaparak para kazanan bu iki kardeş, babalarından kalan tarlayı birlikte ekerlerdi. Tarladan topladıkları mahsulü de eşit olarak paylaşırlardı.

            İki kardeş birbirini çok severdi. Birbirini hiç üzmezdi. Büyük kardeş Halil, sabah erkenden kalkardı. “İbrahim benden küçük. Onu fazla yormayayım. O kalkmadan ben tarlaya varayım. ” diyerek tarlaya gitmek için yola çıkardı.

            Küçük kardeş ise, “Ağabeyim evli ve çocukları var. Çocuklarına daha çok zaman ayırsın . Onlarla vakit geçirsin. Onun için ben erkenden kalkmalı ve işe başlamalıyım.” diye düşünürdü. Böylece iki kardeş, her gün birbirlerine haber vermeden evden çıkarlar, ancak ikisi de aynı anda tarlada olurdu.

            Halil,

            -Hayrola kardeşim, erkencisin. Biraz daha uyusaydın, derdi.

            İbrahim,

            – Ağabey, uyku tutmadı. Ben de erken gelip işe başlayayım dedim. Keşke sen biraz daha evde kalsaydın, diye cevap verirdi.

            Günler böylece geçip giderdi…

            Yine bir ilkbahar mevsiminde iki kardeş tarlalarına buğday ekmişlerdi. Yaz gelince buğdaylar büyümüş, toplama zamanı gelmişti. İki kardeş bir sabah yine tarlaya gitmek için yola çıktılar. Akşama kadar çalıştılar. Akşam olunca da topladıkları buğdayları eşit olarak paylaştılar. Ambarlara yerleştirdiler.

            O akşam Halil, hanımına,

            -Hanım,  çok şükür tarla bol bol ürün verdi, dedi. Bu seneyi çok rahat geçiririz. Buğdayı biz İbrahim’le paylaşıyoruz ama artık evlenme çağına geldi. Eee… Düğün yapmak, ev kurmak masraflı. Kendi buğdayımı satıp para versem, biliyorum kabul etmez. Diyorum ki gizlice kendi ambarımızdan onunkine buğday boşaltalım. Böylece ona yardım etmiş oluruz. Sen ne dersin?

            Hanımı,

            -Çok iyi düşünmüşsün bey, diyerek onu destekledi.

            Böylece Halil, her gece gizli gizli kendi payına düşen buğdaylardan çuval çuval kardeşinin ambarına boşaltmaya başladı.

            Bu sırada küçük kardeş İbrahim de “Ben yalnız yaşayan biriyim. Fazla masrafım yok. Ama ağabeyim öyle mi ya? Onun çocukları da var. İhtiyaçları benden çok. Ben onlardan daha az buğday almalıyım. ” diye düşünüyordu. Ama ağabeyinin buna razı olmayacağını da biliyordu. Kendi kendine, “En iyisi o görmeden kendi ambarımdan onunkine buğday boşaltayım.” diye karar aldı.

            Böylece İbrahim de her gece kendi buğdayından çuval çuval ağabeyinin ambarına boşaltmaya başladı…

            Günler geçti. İkisinin buğdaylarında da bir eksilme olmamıştı. Bir gün büyük kardeş Halil, hanımına,

            -Hanım, bugün yine kardeşimin ambarına buğday aktardım. Yalnız bizim ambar boşalacağına daha da doluyor. Bu nasıl iş, dedi.

            İbrahim ise olanlardan habersiz kendi hissesinden ağabeyinin ambarına buğdayları taşımaya devam ediyordu. Ama ertesi gün kendi ambarındaki buğdayların daha da arttığını fark ediyordu.

            İki kardeş buğdaylarının azalacağına artmasına bir türlü akıl sır erdiremediler…

Allah, onların fedakarlıklarını mallarına bereket vererek ödüllendirmişti…

            Halil ve İbrahim’in hikayesi dilden dile anlatıldı. İnsanlar kendileri ve dostları için “Allah Halil İbrahim bereketi versin” diyerek dua ettiler.

Yazar: masal-oku.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir