Güzel ve Çirkin

Çok çok eski zamanlarda zengin bir tüccar varmış. Bu tüccarın üç tanede kızı varmış. Bunlardan ikisi kendini beğenmiş, açgözlü ve bencillermiş. Üçüncüsü yani adı Güzel olan ise hem iyi huylu, hem sevgi dolu adı gibi çok güzel bir kızmış.

Tüccar bir gün, gemilerinin şiddetli bir fırtına sonucunda battığı haberini almış. Bu olayın ardından Tüccar tüm mal varlığını kaybetmiş. Geriye sadece oturdukları evi kalmış. Bencil olar iki kız kardeş bu durumdan hiç memnun olmamışlar. Neden böyle bir olayın başlarına geldiğini söylenip yatakta yatıp, oflayıp, puflamaktan başka bir şey yapmamışlar. Evin bütün işlerini Güzel yapmaya başlamış.

Aradan bir zaman geçtikten sonra tüccara gemilerinden birinin limana geldiği ile ilgili bilgi gelmiş. Tüccar bu haberi alınca çok sevinmiş. Hemen Limana gidip haberin doğru olup olmadığı öğrenmek istemiş. Limana gitmeden öncede kızlarına size gönüşte ne hediyeler getireyim diye sormuş. Açgözlü ve bencil olan iki kız kardeşin hemen keyifleri yerine gelmiş ve:

-“Elbiseler ve mücevherler!” isteriz demişler.

Tüccar:

-“Peki ya sen Güzel?” diye sormuş.

Güzel:

-“Bir gül. O bana yeter,” demiş.

Tüccar limana ulaşmış. Ancak gemideki malları çok zarar gördüğü için fazla para etmemiş. Birde o paraları dolandırıcılara kaptırınca morali tümüyle bozulmuş. Yine eskisi gibi hiçbir şeyi olmadan evine dönüyormuş.

Dönüş yolunda akşam vakti yolu karanlık bastırınca bir ormana varmış. Orman hem karanlık, hem de soğukmuş. Şimşekler çakıyor, rüzgâr yerden karları havalandırıyormuş. Uzaklardan kurtların uluma sesleri geliyormuş.

Tüccar nereye gittiğini bilmeden atıyla birlikte karların üzerinde bata çıka saatlerce yol almış, derken birden ileride pencerelerinden dışarı parlak ışıklar sızan son derece güzel bir şato görmüş. Ama bu çok garip bir şatoymuş, çünkü şöminelerinde harıl harıl ateş yanmasına, bütün odaları gün gibi aydınlık olmasına rağmen ortada kimsecikler yokmuş. Tüccar seslenmiş, seslenmiş, cevap veren olmamış.

Sonunda, beklemenin bir anlamı olmadığını anlayınca, atını ahıra bağlamış ve salondaki uzun masanın üzerinde hazır bekleyen yemeği yemiş. Sonra bir yatağa yatıp uyumuş.

Sabah uyandığında onun için bırakılmış yeni giysiler bulmuş yanı başında. Aşağıda da güzel bir kahvaltı onu bekliyormuş.

Tüccar:

-“Bu şato, bana acıyan iyi kalpli bir periye ait herhalde, Ona bir teşekkür edebilseydim keşke.” demiş.

Adam tam şatodan ayrılırken, bahçede birbirinden güzel olan  gülleri fark etmiş. ‘Diğer kızlarımın isteğini yerine getiremiyorum bari, Güzel’in istediğini yerine getireyim,’ demiş içinden. Bahçeye girerek güllerden koparmaya başlamış. Tam bu sırada müthiş bir kükremeyle inlemiş her taraf. Çalıların içerisinden korkunç görünüşlü bir canavar çıkmış. Bu canavar o kadar korkunçmuş ki, Tüccar olan adam neredeyse bayılacakmış.

Canavar:

-“Seni değer, kıymet bilmez adam!” diye kükremiş.

-“Senin hayatını kurtardım! Seni yedirdim, içirdim, giydirdim. Seni evimde misafir ettim. Sen kalkmışsın beni bahçemdeki gülleri çalıyorsun. Sen neden nankörlük yapıyorsun. Sen yaptığın bu hareketten sonra ölmeyi hak ediyorsun.”

Adam, Canavar’ın karşısında hemen diz çökmüş. “Gülü kızlarımdan biri istemişti. Bende bahçede çok güzel gülleri görünce onlardan bir demet götürmek istedim, efendim.” demiş. “Ben efendi falan değilim, ben bir Canavar’ım,” diye haykırmış.

Sonra adamın tepesine dikilmiş. “Senin o değerli kızlarına gelince… Git, onlara sor bakalım, senin hayatına karşılık içlerinden biri gelip benimle birlikte yaşar mı? Kızlarından biri bu teklifimi kabul etmezse sen üç  ay içinde öleceksin.”

Adam üzgün bir şekilde Canavar’ın yanından atına binerek ayrılmış. Eve gelince Tüccar başından geçen olayı bir bir anlatmış kızlarına iki bencil kız kardeş babalarının başından geçen korkunç  olayı dinlerken hiçbir şey söylememişler. Ayrıca babaları onlara istedikleri giysi ve mücevherleri getirmediği için ayrıca içten içe kızmışlar. Ama Güzel onların aksine hiç tereddüt etmeden:

-“Baba, izin ver ben gideyim, o canavar ile birlikte yaşayayım” demiş.

Bencil olan kız kardeşler:

-“Tabii sen gideceksin, suç senin, Baban senin istediğin gülü almak için böyle bir zor duruma düşmüş. Eğer sen gül getirmesini söylemeseydin babamız o bahçeye girip gül koparmayacak ve Canavarda babamızı öldürmeye kalkmayacaktı.” demişler.

Üç ayın sonunda adam kızı Güzel’i yanına alarak şatoya gitmiş. Şatoda her şey daha önce kendisinin gördüğü gibi, etrafta kimseler yok, sofra en muazzam şekilde kurulu, Tüccar ve kızı güzel yemek masasına oturmuşlar ve karınlarını doyurmuşlar. Yemekler bittikten sonra Canavar ortaya çıkmış.  Güzel, Canavar’ı görünce çok korkmuş, korkudan kalbi çok hızlı atmaya başlamış. Çünkü gerçekten Canavar babasının anlattığından da korkunçmuş.

Canavar, Güzel’e:

-“Buraya kendi isteğinle mi geldin? Yoksa seni baban mı zorladı?” diye sormuş.

Güzel:

-“Ben buraya kendi isteğim ile geldim. Kimse beni zorlamadı” demiş.

Canavar:

-“O zaman baban bu gecede burada kalacak. Ancak sabah olunca buradan gidecek ve bir dahada buraya hiç gelmeyecek.”

O gece babasıyla birlikte uyuyan Güzel, babasını bir daha göremeyeceği için çok ağlamış. Ancak sabah olunca babası vedalaşıp gitmiş. Güzel şatoda Canavar ile birlikte kalmış. Güzel babasının ardından bir sürede ağlamış, sonra Canavar’ın yanına gelmeden önce evde görmüş olduğu rüya aklına gelmiş sonra biraz rahatlamış. Çünkü rüyasında güzel yüzlü birisi ona ‘ Babanın hayatını kurtarmak için sen kendi hayatını ortaya koyuyorsun. Tabi ki göstermiş olduğun bu cesaretin karşılıksız kalmayacak. Muhakkak ödülünü alacaksın.” demiş ona.

Güzel, Şatonun bahçesinde gezmeye başlamış ‘Belki de bu yaşama alışırım,’ diye düşünmüş, neşesi yerine gelmiş azıcık. Güllere bakarken içi hüzünle dolmuş. Sonra şatonun içine girip dolaşmaya başlamış. Şatonun içini gezerken odaların birinin üzerinde kendi adının yazılı olduğunu görmüş. Bu kapıyı açarak odaya girmiş. Oda çok güzel ve muazzammış. Tamda Güzel’in istediği şekilde dayalı ve döşeliymiş. Odanın içerisinde Güzel’in istediği müzik aletleri, kitaplar ve tablolar varmış.

Güzel,‘Canavar beni burada rahat ettirmek istiyor. Büyük ihtimalle de bana zarar vermez.” diye düşünmüş. Sonra odasında bulunan bir kitap almış eline. Kitabın üzerinde altın yaldızla, “Sevgili Kraliçem. Her isteğin emirdir benim için,” diye yazıyormuş.

Güzel, “Keşke şu an babamı görebilseydim!” demiş yüksek sesle. Güzel bunu söyler söylemez. Odanın diğer ucundaki aynada babasının görüntüsü görmüş. Böylelikle Güzel’in baba hasreti bir nebzede olsa geçmiş. O gece yemek sırasında Canavar salona gelmiş ve Güzel’e: 

-“Güzel, Seni yemek yerken izlememe izin verir misin?” diye sormuş.

Güzel de Canavar’a:

-“Bu şatonun sahibi sizsiniz. İstediğinizi yapabilirsiniz” demiş.

Canavar:

-“Hayır. Bu şatonun sahibi ben değil sensin. Şato bütün olanakları ile senin emrindedir. Hatta istersen bende bu şatodan gidebilirim” demiş.

Canavar bu sözlerin ardından bir an duraksamış.

-“Yalnız sana bir şey soracağım. Beni çok mu Çirkin buluyorsun?” diye sormuş.

Güzel bu soru karşısında ne diyeceğini bilememiş. Başını yere eğmiş ve ardından başını Canavar’a doğru kaldırarak:

-“Bunu sana kesinlikle söylemek istemezdim. Ancak doğruları her zaman söylemek gerekir. Evet seni çok çirkin buluyorum.” demiş.

Güzel, yemeğini yedikten sonra Canavar:

-“Benimle evlenir misin?” diye sormuş Güzel’e.

Güzel:

-“Hayır seninle evlenmek istemiyorum. Asla da evlenmeyeceğim”demiş.

Olumsuz cevap alan Canavar derin bir iç çekmiş ancak bu iç çekiş tüm şatoda hissedilmiş.

Artık Canavar her gece saat 9 da Şatoya gelip Güzel ile konuşuyormuş. Güzel’de gün geçtikçe artık Canavar’a alıştığını hissetmeye başlamış.  Hatta bazen Canavar geç kalıyormuş. Güzel ise onu merak ediyormuş. Güzel içinden ‘Keşke bu kadar çirkin olmasaydı ve bana ikide bir evlenme teklifinde bulunmasaydı’ diyormuş. Çünkü her evlenme teklifini reddettiğinde Canavar’ın çıkardığı şatoda yankılanan o iç çekme sesinden çok korkuyormuş.

Canavar, bir gün Güzel’e:

-“Beni sevmiyor olabilirsin ancak beni bırakıp gitmeyeceğini söz vermelisin”demiş. Güzel de “Tamam” diye karşılık vermiş.

Böyle 3 ay geçmiş. Bir gün Güzel, Babasını yine görmek istemiş. Bu sefer aynaya yansıyan görüntüde babasının hasta olduğunu görmüş. Bunu görür görmez de Canavar’a babasının yanına gitmek istediğini ona bakmak istediğini söylemiş.

Canavar:

-“Tabiki. baban hasta olduğu için babanı gidip görebilirsin. Ama geri dönmezsen ben kederimden ölürüm. Bunu biliyorsun değil mi? Korkarım ki sen babanı ve evini gördükten sonra buraya tekrar gelmek istemeyeceksin orada kalmak isteyeceksin. Ama fikrini değiştirir ve şatoya dönmek istersen yüzüğünü yatağının yanındaki sehpaya koyman yeterli olacak ve sabah şatoda açacaksın gözlerini”demiş.

Güzel:

-“Bir hafta sonra dönerim. Söz veriyorum sana”demiş.

Diğer gün Güzel, babasının evinde kendi yatağında açmış gözlerini. babası Güzel’i karşısında görünce çok sevinmiş. Kendine gelmiş.  Öğleden sonrada kısa zaman önce evlenen bencil kız kardeşleri gelmiş ve Güzel’i evde görünce onu çok ama çok kıskanmışlar.

İki kız kardeşten biri diğerine:

-“Güzel’e bir oyun oynayalım. Onun burada bir hafta daha kalmasını sağlayalım. Tabi o burada fazladan kalınca Canavar gelir ve onu öldürür. Şimdide evlerimize gitmek için bir numara yapacağız.” demiş. İki kardeş biraz babalarının yanında kaldıktan sonra mutfağa geçip gözlerine soğan sürdüler ve ardından ağlamaya başladılar.

-“Babacığım biz seni çok seviyoruz. Ancak şimdi seni bırakıp evimize gitmek zorundayız. Ama kardeşimiz Güzel burada o seninle ilgilenir. Güzel ilgilenirsin değil mi babamızla” diye söylemişler.

Güzel:

-“Tabiki babamızla ilgilenirim sizlerin gözü arkada kalmasın gönül rahatlığı ile gidebilirsiniz.” demiş.

Böylece kız kardeşler Güzel ve babasının yanından gitmişler. Günler geçtikçe, Güzel Canavar’ı, babasını özlediği gibi özlediğini fark etmiş. Birgün rüyasında canavar’ı şatonun bahçesinde cansız ve kaskatı bir şekilde yatarken görmüş. Rüyadan uyandıktan sonra bu benim yaptığım tamamen bir bencillik ve acımasızlık diye düşünmüş. O gece uyumadan önce yüzüğü parmağından çıkartarak başucundaki sehpanın üzerine kopmuş. Sabah uyandığında ise Canavar’ın Şatosunda gözlerini açmış.

O akşam saat 9 da Canavar’ı beklemiş ama gelen olmamış. biraz daha endişelenmiş Güzel. Sonrasında şatonun dışına çıkıp bahçeye bakmış. Rüyasında gördüğü gibi Canavar Bahçede güllerin yanında boylu boyunca yatıyordu.. Onu bu halde gören Güzel:

-“Onun ölümüne ben sebep oldum.” diye söylenmeye başlamış. Hemen gidih Canavar’a sarılmış. Canavar’ın kalbi hala atıyormuş. Canavar biraz kendine gelmiş ve:

-“Artık seni gelmez sanmıştım. O nedenlede yemeden içmeden kesildim ve ölmeyi bekledim” demiş kısık bir ses ile.

Güzel:

-“Ben seni seviyorum Canavar! Seninle evlenmek istiyorum” demiş.

O anda tuhaf bir şey olmuş. Birden etrafta beyaz bir ışık dolanmaya başlamış ve şato eskisinden daha güzel olmuş. Güzel bu beyaz ışığı takip ediyorbuş gözleri ile sonrasında tekrar kucağında yatan Canavar’a başını çevirdiğinde Canavar’ı görememiş. Onun yerinde şimdi çok yakışıklı bir prens yatıyormuş.

Güzel:

-“Ben Canavar’ı istiyorum diye ağlamaya başlamış.” Prensde bu sırada ayağa kalkmış ve:

-“Canavar benim! Çok kötü bir büyücü bana bir büyü yaptı ve beni yüzüne bile bakılmayacak bir canavar’a dönüştürdü. Ancak benimle evlenmek istediğini söyleyen bir kız beni kurtarabilirdi. Eğer sen benimle evlenmek istediğini söylemeseydin hayatımını sonuna kadar Canavar olarak kalacaktım.” demiş.

Prens ve Güzel şatonun içerisine geçmişler. Burada Güzel, Babası ve rüyasında gördüğü ve kendisine iyi şeyler olacak diyen kişi ile karşılaştı. o kişi:

-“Gösterdiğin cesaretinin ödülünü aldın demiş.”

Daha sonra Prens, Güzel ve babası , Prensin ülkesine doğru yola çıkmışlar. Prensin hayatta olduğunu ve ülkesine doğru geldiğini öğrenen Kral babası, onu karşılamak için yollara düşmüş. Onu halkıyla birlikte coşku ve alkışlarla karşılamışlar. Kısa bir süre sonrada Güzel ve Çirkin Canavar (Prens) evlenmişler. Hayatlarının sonuna kadar çok mutlu bir yaşamları olmuş.

Güzel ve Çirkin Masalı burada bitti. Bir sonraki masalımızda görüşmek üzere.

Masalın Yazarı: Madame de Beaumont

 

Yazar: masal-oku.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir