Davetsiz Misafirler – Diş Fırçalama

Diş Fırçalama –  Davetsiz Misafirler Masalı

Annesi, Derya için bazı planlar yapmıştı. Onun sağlıklı bir geleceğinin olmasını istiyordu. İşte bundan dolayı Derya ile bazı konuları konuşmayı düşünüyordu.
-Deryacığım, zaman ne çabuk geçiyor değil mi?
-Evet anneciğim, çok hızlı geçiyor.
-Sen de hızla büyüyorsun. Küçüklüğünü daha dün gibi hatırlıyorum. Çok şirin bir bebektin. Şimdi ise bazı şeyleri tek başına yaparak kadar büyüdün. Artık dişlerini tek başına fırçalayabilirsin. Bazen de birlikte gidip dişlerini doktora muayene ettirmeliyiz. Böylece sağlıklı dişlerin olur, mikroplar onlara zarar veremez.
-Evet anneciğim, bunu tek başıma yapabilirim.

O geceden sonra Derya, dişlerini tek başına fırçalamaya başladı. Ama bu konuda çok istekli olmadığı anlaşılıyordu. Çünkü bazı geceler, dişlerini fırçalamadan yatıyordu. Bir süre onu gözleyen annesi bu durumdan rahatsız oldu. Derya’yı uyarmak zorunda kaldı.

-Deryacığım, yatmadan önce bir şey yapman gerekiyordu. Unuttun mu?
-Ama anneciğim!
-Haydi, doğruca dişlerini fırçalamaya gidiyorsun!
Derya, bu konuda gereken özeni göstermediği için annesini biraz üzüyordu. Dişlerinde küçük çürükler de görülmeye başlamıştı. Fakat Derya, diş doktoruna gitmekten çekiniyordu.
Annesi, kızıyla daha fazla konuşması gerektiğini düşündü. Bütün sevecenliğiyle dişlerini fırçalamanın faydaları üzerine konuştu. Yavrusuna “İyi geceler!” deyip odasından çıktı. Derya da bir sürü sonra uykuya daldı.
Aradan kısa bir zaman geçmişti ki Derya büyük bir gürültüyle uyandı. Ne olduğunu anlayamamıştı. Sesler gittikçe kendi odasına yaklaşıyordu. Birden odanın kapısı açıldı ve tanımadığı kişiler içeri girdi.

-Siz de kimsiniz?
-Haydi bakalım, bizimle geliyorsun!
-Kimsiniz? Sizi tanımıyorum!
-Sakın bize zorluk çıkarma! Zaten bu bir işe yaramaz.
-Bırakın beni! Anne, baba! Beni kurtarın!
Derya’nın çırpınmaları bir işe yaramadı. Kimse sesini duymuyordu.
Bir süre sonra yabancılar onu hiç tanımadığı bir yere götürdüler. Buranın bir harabeden farkı yoktu. Her yerde çöp yığınları vardı. Zaten kendisini kaçıranlar da kir pas içindeydi. Elleri yüzleri kirden pastan neredeyse görünmüyordu. Dişleri ise kapkaraydı.

-Şurada sessizce otur bakalım.
-Ne istiyorsunuz benden?
-Sessizce otur dedim.
-Kimsiniz? Benden ne istiyorsunuz?
-Bize mikrop derler. Seni elimize geçirdik. Artık bizden kurtulamazsın.
-Ben evime gitmek istiyorum.
-Boşuna çırpınma! Şimdi gidiyoruz. Sessizce bizi bekle.
-Lütfen, bırakın beni. Ne olursunuz!
Derya’nın çırpınmaları boşunaydı. Kimse onu dinlemiyordu. Çaresizce susmak zorunda kaldı. Etrafına bir göz attı. Burası oldukça karanlık bir yerdi. Ayrıca çok da kirliydi.
Bir süre sonra bağrışma sesleri gelmeye başladı. Derya, ayağa kalktı ve seslerin olduğu tarafa doğru gitti. Burası sandığı kadar küçük bir yer değildi. Başka bölümler de vardı. Bölümleri gezmeye başladığında bir de ne görsün! Karşısında onlarca kişi duruyordu.

-Arkadaşlar, sizi de mi kaçırdılar?
-Evet, hepimiz zorla getirildik.
-Buradan kaçmanın bir yolunu bulmalıyız. Böyle elimiz kolumuz bağlı duramayız.
-Biz günlerdir bir çare düşünüyoruz ama bulamadık.
-İyi ama bir çıkış yolu olmalı.
-Aklına bir şey geliyorsa söyle.
-En  azından bir yöne doğru ilerleyebiliriz.
-Tamam, denemekte fayda var.
Derya önde, diğerleri arkada ilerliyorlardı. Karanlık olduğu için oldukça yavaş yürüyorlardı. Duvarda yanan meşaleyi alarak çevrelerini aydınlattılar. Yollar çok karışıktı. Buna rağmen yollarına devam etmeye çalıştılar. İlerlerken birden başlarından aşağıya büyük bir ağ düştü.
Derya:
-Arkadaşlar, tuzağa düştük. Şimdi bu ağdan kurtulmanın yollarına bakmalıyız, dedi.
Arkadaşları:
-İyi de nasıl kurtulacağız, diye sordular.
-Şöyle etrafa bir bakalım. Tamam, buldum.

Ağın bağlı olduğu bir ip vardı. Hep beraber hareket ederlerse ağa dolanmadan ipe ulaşabilirlerdi. Derya, saymaya başladığında herkes aynı anda adımını attı. Az ileride, yerde bir sopa duruyordu. İçlerinden en uzun boylu olanı o sapaya ulaşabilirse yukarıdaki ipi çekebileceklerdi. Planladıkları gibi de oldu. İpi çektiler ve bu tuzaktan kurtuldular.

Kurtuldular kurtulmasına ama sorunlar bitmiyordu. Burası az önce geldikleri yer değil miydi? Dönüp dolaşıp aynı yere geliyorlardı.
Derya:

-Bir kere deneyelim, dedi. Hareket etmeye zaman kalmadan önlerine korkunç yaratıklar çıktı. Korkudan birbirlerine sarıldılar.

Aradan dakikalar geçmişti ama kimse kımıldamıyordu. Kimse ne yapacağını bilmiyordu. Sonunda Derya, cesaretini toplayıp yaratıklara doğru hareket etti. Yanlarına iyice yaklaştığında onların sadece korkuluk olduğunu fark etti. Böylece herkes rahat bir nefes aldı.

Adımlar yavaşlamıştı. Çünkü herkes yorulmuştu.  O sırada bir ışık beliriverdi. Bu iyi bir işaretti. Demek ki çıkışa yaklaşıyorlardı. Ama sevinçleri uzun sürmedi. Yukarıdan ansızın bir kafes indi. Neye uğradıklarını şaşırmışlardı. Parmaklıklar oldukça sağlamdı ve hiçbir çıkış yolu yoktu. Başka bir çare bulmalıydılar.

Derya:

-Kafes yukarıdan indiğine göre yerden bir bağlantısı olmamalı, diye söylendi.

Herkes birden hareket edip kafesi kaldırırsa teker teker çıkabilirlerdi.

Derya:

-Ben işaret ettiğim zaman hep birlikte kafesi kaldıracağız. Evet, oldu işte, dedi.

Herkes kafesten kurtulup dışarıya çıkmıştı. Ama bu onlar için oldukça yorucu olmuştu. Bir adım daha atacak halleri kalmamıştı. Söylenmeye başladılar.

-Benden bu kadar. Hiç halim kalmadı.

-Ben de çekiliyorum.  Zaten saatlerdir dönüp aynı yere çıkıyoruz.

-Evet boşu boşuna uğraşıyoruz. Ben de vazgeçiyorum.

Derya ise böyle düşünmüyordu. Kaybedecekleri bir saniye bile yoktu. Ama bu sefer  arkadaşlarını nasıl ikna edecekti? Aklına bir fikir geldi. Acaba işe yarar mıydı? Denemekte fayda vardı. Derya:

-Arkadaşlar, hepimiz çok yorulduk. Bir çıkış yolu da bulamadık. Ama baksanıza şuradan bir ışık süzülüyor, dedi.

-Onun ışık olduğu nereden belli?

Derya:

-Tamam güneş ışığı olmayabilir. Ama şimdi elimizi çabuk tutmazsak bir daha annemizi, babamızı göremeyebiliriz. Bu, bizim son şansımız olabilir. Şu an nasıl olduklarını düşünsenize, onları daha fazla endişelendirmeye hakkımız yok. Hem şimdi biz mücadeleden vazgeçersek bizden sonrakiler de aynı şeyleri yaşayacak. Bu durum böyle sürüp gidecek, dedi.

Bu sözler herkesi etkilemişti:

-Evet, haklısın! Bu, ailemize kavuşmamız için son şansımız olabilir, dediler. Kalkıp yollarına devam ettiler.

Ama tehlikeler peşlerini bırakmıyordu. Bu sefer de bir çukura düştüler. Herkes aynı anda metrelerce aşağıya indi.

-Dikkat edin!

-Olamaz!

-Bu da nesi?

-Neler oluyor?

-Sıkı tutunun!

Çukur oldukça derindi. Çıkmak imkansız gibiydi.

Derya:

-Arkadaşlar, iyi misiniz? Sakin olun! Her şey yoluna girecek, diye seslendi.

Herkes çıkmak için uğraşıyordu ama bu işe yaramıyordu. Aradan saatler geçmişti. Derken bir ses duyuldu.

-Eyvah, geldiler!

-Bizi buldular!

-Şimdi ne yapacağız?

-Ben size, boşuna uğraşmayalım demiştim.

Herkes korkudan tir tir titriyordu. Tepede bir gölge beliriverdi. Sonra da şöyle bir ses duyuldu.

-Merhaba arkadaşlar! Sizi kurtarmaya geldim.

-Yaşasın!

-Kurtulduk!

-Artık evimize gidebileceğiz.

-Hey!

Herkes sevinçten uçuyordu. Sadece Derya, biraz şaşkındı. Çünkü bu kişiyi tanımıyordu. Acaba ona güvenmeli miydi? Belki onları başka bir tuzağa çekiyordu!

Derya:

-Arkadaşlar, onu tanımıyoruz! Nasıl güvenebiliriz, diye sordu.

-Biz onu tanıyoruz. Onu kim tanımaz ki!

Ama Derya , onu tanımıyordu. Fakat çoğunluğun kararına uymak zorunda kaldı. Zaten başka çaresi de yoktu.

Zor durumda kalanları kurtarmaya gelen insan çok güçlüydü. Hemen çukura bir ip sarkıttı ve teker teker herkesi oradan çıkardı.

Derya, artık evindeydi. Çok mutluydu. Geldiğini anne babasına haber vermeliydi. Kim bilir nasıl sevineceklerdi! Tam seslenecekti ki birden yataktan düştü.

Annesi:

-Derya, iyi misin yavrum? Gürültüyü duyunca çok korktuk, dedi.

-Ben, şey…

-Yerde ne işin var? Herhalde yataktan düştün.

-Ben…Herhalde…Evet…

-Yavrucuğum, kötü bir rüya görmüş gibisin. Neyse artık geçti. Eğer korkuyorsan yanında yatabilirim.

-Yok, hayır anneciğim! Korkum geçti.

-Peki o zaman, sana iyi geceler!

-İyi geceler anneciğim!

Demek ki bütün bunlar rüyaydı. Derya, ertesi gün hep gördüğü bu rüyayı düşündü. Mikroplardan oldukça korkmuştu. Aslında annesi her zaman onlardan korkması gerektiğini söylerdi. Ama Derya, annesinin ne demek istediğini anlayamamıştı.

Rüyadaki mikrop onu esir almıştı. Ya kurtarıcı kimdi? Onu tanımıyordu? Anlaşılan bu soruların cevaplarını bulamayacaktı. En iyisi annesine gördüğü rüyayı anlatmaktı. Belki o kendisine yardım edebilirdi.

Annesi, Derya’nın rüyasını büyük bir merakla dinlemişti.

-Deryacığım, ilginç bir rüya görmüşsün. Sen, hep diş doktoruna gitmekten çekinirdin. Bu rüyanı ona da anlatmalısın.

Derya, bu rüyanın dişçiyle ilgisini anlayamamıştı. Ama annesi dediyse bir bildiği vardı.

Dişçi, Derya’yı görünce şaşırmıştı. Çünkü onu buralarda görmeye pek alışık değildi.

-Hoş geldin Derya, şöyle otur istersen.

Dişçinin gösterdiği  yer, muayene koltuğuydu.

-Hoş bulduk! Ama ben buraya dişlerim için değil bir rüyamı anlatmak için geldim.

-Benim rüyalardan anladığımı da kim söyledi?

-Annem söyledi.

-Hıım, eğer öyleyse anlat bakalım!

Derya , rüyasını en ince ayrıntısına kadar anlatıyor, dişçi de onu ilgiyle dinliyordu. Rüya bittiğinde:

-Deryacığım, gerçekten de ilginç bir rüya görmüşsün. Annen haklıymış. Bu rüyanın benimle çok ilgisi var. Bak Derya, dişlerimiz arasında kalan yiyecek mikropların çoğalmasına sebep olur. Mikroplar da dişlerimizi çürütür. Çürük dişler, daha başka hastalıklara yol açar. Bu şekilde zamanla sağlığımızı kaybederiz.

-Peki onlardan kurtulmanın çaresi yok mudur?

-Olmaz mı, elbette var! Hem de çok kolay. Dişlerimizi fırçalarsak mikroplar dişlerimize zarar veremez. Bunun için de yemeklerden sonra mutlaka dişlerimizi fırçalamalıyız. Arada da diş doktoruna dişlerimizi muayene ettirmeliyiz. Böylece o senin çok merak ettiğin kurtarıcıyı da öğrenmiş oldun, değil mi?

-Evet, diş fırçalamanın yanında diş doktoruna gitmenin de çok önemli olduğunu anladım. Dişleri korumada diş fırçaları yalnız değil. Doktorlar da dişleri korumada çok önemli. Size çok teşekkür ederim.

-Ne demek Deryacığım, her zaman yardıma hazırım. Beni ziyaret etmeyi unutma!

O günden sonra Derya, dişlerini fırçalamayı hiç ihmal etmedi. Öyle ki annesinin uyarılarına hiç gerek kalmıyordu. Rüyasını herkese anlatmaya ve bu konuda herkesi uyarmaya karar verdi.

Yazar: masal-oku.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir