Ali, Allah’ı Tanıyor

Ali, Allah’ı Tanıyor

Ülkelerin birinde Ali adında küçük bir çocuk yaşarmış. Ali evini, ailesini ve okulunu çok seviyormuş. Ama en çok dedesi Mehmet Efendi’yi seviyormuş.
Annesi Ali’yi her sabah öperek uyandırırmış. Ali de hiç mızmızlanmadan kalkar, elini yüzünü yıkayıp sofraya otururmuş.
Kahvaltısı bitince dedesi Mehmet Efendi’yi, tonbul yanaklarından öpüp neşe içinde okulun yolunu tutarmış.

Ali henüz küçük olduğu için anaokuluna gidiyormuş. Sınıf arkadaşlarıyla birlikte resim yapıyor ya da bahçede oyunlar oynuyormuş. Ama Ali’nin en sevdiği şey tiyatro oyunları izlemekmiş. Oyuncuların renkli kıyafetleri, söyledikleri şarkılar, yaptıkları şakalar, sakarlıklar Ali’yi çok güldürürmüş.

Ali o gün yine çok heyecanlıymış çünkü okulda tiyatro gösterisi varmış. En ön sırada yer kapmak için koşa koşa salona gitmiş. Sahneyi en güzel gören yeri bulup oturmuş. Ve başlamış beklemeye…
Biraz sonra sahneye öğretmenleri Elif Hanım cıkmıs,
– Çocuklar, bugün sizlere değişik bir gösteri sunacağız. Karşınızda ünlü illüzyonist Cem Bey, demiş.
Cem bey başında siyah bir şapka ve pelerinle sahneye çıkmış.
Önce şapkasının içini göstermiş. Şapkanın içi bomboşmuş. Cem Bey,
– Hoooop, der demez şapkanın içinden beyaz bir tavşan çıkmış.
Ali o kadar çok şaşırmış ki şaşkınlıktan alkışlamayı bile unutmuş. Cem Bey bu kez eline boş bir tabak almış. Aynı sözleri tekrar etmiş. “Hooop” Ve pufff! Tabağın içi rengarenk çiçeklerle doluvermiş.

Cem Bey birbirinden güzel numaralarla gösterisine devam etmiş.
Ali ve arkadaşları gördüklerine inanamamışlar. Cem Bey’yi gözlerini bile kırpmadan izlemişler.
Cem Bey gösterinin sonunda şapkasını çıkarıp selam vermiş ve pelerinine sarınıp dumanların içinde kaybolmuş sanki.
Herkes gibi Ali de gösteriyi çok beğenmiş.
O gün Ali heyecanla eve gelmiş ve dedesinin yanına koşup Cem Bey’nin gösterisini anlatmaya başlamış:

– Dedeciğim, bugün okulda harika bir gösteri vardı. İllüzyonist Cem Bey şapkasının içinden tavşan çıkardı. İnanılmaz değil mi? Ben de büyüyünce onun gibi numaralar yapmak istiyorum…
Dedesi Mehmet Efendi, Ali’yi dikkatle dinleyip,
– Öyle mi? Çok ilginç, demiş.
Ali heyecanla,

– Evet, dedeciğim. Bir bakıyorsun elinde bir şey yok, sonra “Hoop,” elinde kocaman bir buket çiçek var. Ne kadar ilginç değil mi? Bende büyüyünce bir illüzyonist olmak istiyorum, diye devam etmiş.
Dedesi düşünceli bir şekilde Ali’nin başını okşayıp,
– Ali, yarın okul tatil. Seninle biraz dolaşalım mı, diye sormuş.
Ertesi gün kahvaltı edip düşmüşler yollara. Uzun bir yolculuktan sonra kapısında “Çiftlik” yazan bir yere gelmişler. Her yerde kahverengi minik kelebekler uçuşuyormuş. Ali hayranlıkla kelebekleri izlemeye başlamış.

Dedesi,
– Ali, burası ipek ipliği üretim tesisi, demiş ve Ali’nin elinden tutup onu bir odaya götürmüş. Bu odada küçük küçük raflarda duran, binlerce minik, beyaz yumurta varmış.
– Bunlar ipek böceği kozaları Aliciğim.
Tırtıllar etraflarına bu kozayı örüp içinde uyuyorlar.
Sonra da birer kelebek olarak uyanıyorlar. Bu kozaların liflerinden de ipek yapılıyor, demiş.

Ali iplerde sallanıp duran beyaz yumurtacıklara şaşkın şaşkın bakıp sormuş:
– Peki, tırtıllar nereden geliyor?
– Kelebekler, içinde tırtıl olan yumurtalar yumurtluyor, diye cevap vermiş dedesi.
Ali, hayranlıkla dedesini dinleyip uzun uzun kozaları incelemiş.
Bir süre sonra açlıktan midesi guruldamaya başlamış. Dedesi de onu kocaman bir meyve bahçesine götürmüş.
Ağaçlardan çeşit çeşit meyve toplamışlar; erik, elma, kayısı. Sonra da meyveleri çeşmede güzelce yıkayıp yemeye başlamışlar.
– Bu meyveler nereden geliyor biliyor musun Ali, diye sormuş dedesi.
– Ağaçlardan geliyor dedeciğim, diye cevap vermiş Ali.
Dedesi,
– Evet, ama ağaç olmadan önce hepsi birer çekirdekti, demiş.
– Toprağa dikilip sulandılar sonra kocaman birer ağaç olup meyve verdiler, diye devam etmiş sözlerine.
Ali, dedesinin anlattıklarını düşünürken,
Ağacın dalındaki kuş yuvasını görmüş. Yuvanın içi boşmuş. Merakla,
– Dedeciğim, bu yuva neden boş, diye sormuş.
Dedesi,
– Şuradaki ebabil kuşlarını görüyor musun? Onlardan biri yuvaya yumurtalarını bırakacak. Sonra yumurtalardan minik minik ebabil kuşları çıkacak, diye cevap vermiş.
Ali, dedesinin anlattıklarını dikkatle dinlemiş.
Dedesi,
– Ali, yoktan var etmek sadece Allah’a mahsustur. İpek böceği olmasa, tırtıl olmaz. Kuş olmasa yumurta olmaz, demiş.
Ali gülümseyerek,
– Yani bu küçük tohum olmasa, meyve ağaçları da olmaz, öyle değil mi dedeciğim, demiş.
– Evet Ali, çok doğru, diye yanıtlamış dedesi.
Ali, dedesine dönüp merakla sormuş:
– Peki, İllüzyonist Cem Bey o müthiş numaraları nasıl yapıyor o zaman?
Dedesi yavaşça Ali’ye yaklaşmış, başını okşamış ve bir anda kulaklarının arkasından madeni bir para çıkarıvermiş.
– İllüzyon sadece el çabukluğudur, deyip parayı Ali’ye uzatmış.
Ali hayranlık dolu bakışlarla,
– Dedeciğim, sen de bir illüzyonistsin, diye bağırmış.
Dedesi,
– Bu sadece küçük bir numara. Ellerimi öyle hızlı hareket ettirdim ki sen parayı avucumun içinden çıkarttığımı göremedin, diyerek gülümsemiş.
Ali,
– Dede, ben hala illüzyonist olmak istiyorum. Bu yanlış mı, diye sormuş.
Dedesi,
– Tabii ki değil Ali. Yaratma gücünün sadece Allah’ta olduğunu bildikten sonra illüzyonist olmanda hiçbir sakınca yok. Ben de gösterilerine gelip alkışlarım seni.
Ali böylece yaratma gücünün sadece Allah’ta olduğunu öğrenmiş.
Bu sırada çiftlikte baya zaman geçirmişler ve güneş yavaş yavaş batarken Ali ve dedesi el ele tutuşup neşe içinde evlerinin yolunu tutmuşlar.

EĞLENELİM – ÖĞRENELİM
SORU 1: Dedesi, Ali’yi nereye götürdü?
SORU 2: Ali, çiflikte neler gördü?
SORU 3: Ali çiflikteki gezintisinin sonunda neyi öğrendi?

Yazar: masal-oku.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir